Bilanço Esasına Göre Tutulması Gereken Defterler Nelerdir? Bir Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifiyle İnceleme
İstanbul’da bir sabah işe giderken, sokakta karşılaştığım manzara, yaşamın gerçeklerini tekrar yüzüme çarptı. Bir grup kadın, elinde bir torba dolusu ekmekle yavaşça yürüyordu. Kadınların yüzlerinde bir yorgunluk, ama aynı zamanda kararlı bir ifade vardı. Ne yazık ki, çoğumuz bu tür sahneleri günlük hayatımızda görmeye alışmışız. Birçokları, sosyal ve ekonomik adaletin ne kadar kırılgan olduğunun farkında bile olmadan, işlerine devam ediyor. Oysa, finansal sistemler, ekonomik adaletin temel taşlarını oluşturur ve “Bilanço esasına göre tutulması gereken defterler nelerdir?” sorusu bu bağlamda önemli bir anlam taşır.
Toplumsal Cinsiyet ve Finansal Eşitsizlik
Defter tutma meselesi, genelde gözden kaçan bir konu olabilir. Fakat finansal verilerin doğru bir şekilde tutulması, sadece bir şirketin sağlıklı işleyişi için değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini anlamak için de kritik bir öneme sahiptir. Bilanço esasına göre tutulması gereken defterler, genellikle bir şirketin gelirlerini, giderlerini ve varlıklarını gösteren resmi kayıtlardır. Bu kayıtlarda, yalnızca finansal veriler değil, o şirketin toplumsal sorumlulukları, iş gücü çeşitliliği, eşitlik politikaları da dolaylı olarak etkisini gösterir.
Birçok şirketin mali tablolarında, genellikle kadınların ve erkeklerin iş gücündeki temsil oranları, ücret eşitsizliği gibi veriler açıkça yer almaz. Oysa ki, bu verilerin şeffaf bir şekilde tutulması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin daha görünür hale gelmesini sağlayabilir. İstanbul’un çeşitli semtlerinde gözlemlediğim kadarıyla, birçok küçük işletme, çalışanlarının haklarını yeterince kayıt altına almıyor, dolayısıyla o işletmenin bilançosu, toplumsal eşitsizlikleri yansıtan bir göstergeden çok uzak kalabiliyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Defterlerin Kaldırmadığı Yükler
Bilanço esasına göre tutulan defterler, her ne kadar şirketlerin sağlıklı bir şekilde yönetilmesini sağlasa da, toplumsal çeşitliliği ve sosyal adaleti tam anlamıyla kapsamaz. Bir şirketin bilançosunda yer alan kar-zarar, varlık ve yükümlülükler, çoğu zaman şirketin sosyal sorumluluklarını göz ardı edebilir. Mesela, bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, sokakta gördüğüm yoksulluk, eğitim fırsat eşitsizliği ve barınma sorunları, sadece ekonomik faktörlerle açıklanamayacak kadar derindir. Ancak, bu sorunlar, bir şirketin bilançosunda yalnızca ‘gider’ veya ‘maliyet’ kalemleriyle sınırlı kalır, sosyal etkiler göz önünde bulundurulmaz.
Bir örnek vermek gerekirse, son zamanlarda bir toplu taşıma aracında gördüğüm bir sahne beni oldukça düşündürdü. Yaşlı bir kadın, önündeki genç kadına nazikçe yerini verdi. Genç kadın, “Önemli değil, ben iyiyim” diye cevap verdi. Ancak o anda fark ettim ki, bu küçük ama anlamlı hareket, aslında sadece bir toplumsal davranış değil, aynı zamanda sistemsel bir eşitsizliğin de göstergesiydi. İstanbul gibi bir şehirde, kadınların çoğu, sadece fiziksel değil, sosyal anlamda da daha büyük bir yük taşıyor. Oysa bu yük, finansal sistemler ve bilanço esasına göre tutulması gereken defterlerde ne kadar yer alıyor? Bu soruya verdiğimiz yanıt, toplumsal adaletin ne kadar gerçekçi ve erişilebilir olduğunu gösteriyor.
Bilanço ve Sosyal Sorumluluk: Toplumsal Eşitsizliğin Hesaplanabilirliği
Toplumların ekonomik durumunu anlayabilmek için bilanço esasına göre tutulması gereken defterler oldukça önemli. Ancak bu defterler, yalnızca bir şirketin mali durumu hakkında bilgi vermez. Aynı zamanda bir toplumun sosyal yapısına, çeşitliliğine ve adaletine de ışık tutabilir. İş gücüne katılımda kadınların temsil oranı, belirli grupların toplumda yer edinme şekli ve farklı etnik kökenlerden gelen bireylerin karşılaştığı zorluklar, aslında doğrudan ekonomiyi şekillendirir. İstanbul’un merkezine uzak bölgelerinde, göçmen işçilerin, özellikle kadınların daha düşük ücretler karşılığında çalıştığını görmek de bu adaletsizliğin finansal bir yansımasıdır. Hangi grupların daha düşük ücretlerle çalıştığı ve hangi şirketlerin bunu meşrulaştırdığı, aslında bir bilanço kaleminin ötesinde toplumsal bir sorumluluktur.
Defterler ve Sosyal Adalet: Finansal Kayıtlar Nereye Götürür?
Sonuçta, her şeyin sayılarla ölçülmesi gerekmiyor, ama bir şekilde her şeyin bir kaydı tutuluyor. Sosyal adalet, çeşitlilik ve eşitlik gibi kavramlar, özellikle ekonomik ve finansal kayıtlarda daha fazla görünürlük kazanmalı. Her bir şirketin bilançosunda, sadece kar-zarar durumu değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluklarına ve çeşitliliğe verdiği önem de yer almalı. İş gücündeki eşitsizliği, kadınların haklarını, LGBTQ+ bireylerin karşılaştığı zorlukları ve diğer grupların durumlarını göstermek, yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda finansal şeffaflık ve adaletin bir gerekliliğidir.
Birçok şirketin bilançosunda bu tür verilerin bulunmaması, aslında daha büyük bir sorunun göstergesi olabilir: Ekonomik sistem, toplumsal adaleti yeterince ciddiye almıyor. Ama bizler, buna dikkat çekebiliriz. Belki de, bu kayıtlarda yer alan her bir sayı, sadece birer rakam değil, aynı zamanda bir insanın hayatını, emeğini ve değerini temsil ediyordur.